Konu küfrü desteğe gelince Mesih diye dalga geçen çok kefere like atmış.
Sizin kendinize kadar aklınız yok zaten delinin sözü sizi yönlendiriyor. Demek ki deli kadar aklınız yok!
🔸Kur'an-ı Kerîm 4 halife devrinde şahidler eşliğinde toplandı ve İslâm beldelerine iletildi. Bizde belge çok. Aksini söyleyen belge getirsin.
🔸Kur'an-ı Kerîm 4 halife devrinde şahidler eşliğinde toplandı ve İslâm beldelerine iletildi. Bizde belge çok. Aksini söyleyen belge getirsin.
🔸Kur'an-ı Kerîm yazılı durumda bir bütün haline getirilmeden önce hafızların ezberinde zaten vardı. Tabi deliye ezberletenler bu kısmı unutmuş.
🔸Kur'an-ı Kerîm'in harekelendirmesi yanlış okunmasının önüne geçerek okunmasını kolaylaştırılmıştır. Çünkü;
🔸Kur'an-ı Kerîm'in harekelendirmesi yanlış okunmasının önüne geçerek okunmasını kolaylaştırılmıştır. Çünkü;
İşin aslı şudur: Hz.Osman (radiyallahu anh) devrinde istinsah edilen mushaflar bugünkü manada hareke, durak gibi okumayı kolaylaştıran işaretleri içermiyordu. O dönem kullanılan Kûfî harflerde, harekeler bir yana, çoğunlukla ‘be, te, se, nun, ye’ gibi harfleri birbirinden ayıran
noktalar bile kullanılmıyordu. Bu harflerin ayrılamadığı durumlarda kaç okuma kombinasyonu oluşacağını araştırın görürsünüz.
İslam dini dünyanın farklı bölgelerine yayılıyorken, farklı kültür ve dillerle tanışıyordu. Bu kaynaşmayla beraber Arap lisanında ‘lahn’ adı verilen
İslam dini dünyanın farklı bölgelerine yayılıyorken, farklı kültür ve dillerle tanışıyordu. Bu kaynaşmayla beraber Arap lisanında ‘lahn’ adı verilen
bozulmalar olmuştu. Hz. Ali (radiyallahu anh) döneminde bu durumun önüne geçmek için talebesi ve tabiîn âlimlerinden Hz.Ebu’l-Esved ed-Düeli’ye uygun bir sistem oluşturmasını emretti.
Bir gün göçebe Araplardan biri Hz. Ali’ye (ks) gelerek Hâkka Sûresi’nin 37. ayeti olan “Lâ ye’külühû ille’l-hâtiûn” (İrin ve kan karışımını, bilerek ve ısrarla hata edenlerden başkası yemez) âyetini okur. Fakat bu ayeti, “Lâ ye’külû ille’l-hâtûn (İrin ve kan karışımını, adım
atanlardan başkası yemez)” şeklinde okur, ardından da Hz. Ali’ye sorusunu yöneltir: “Ey mü’minlerin emîri, hangimiz adım atmıyoruz ki! Şimdi hepimiz bu kan ve irinden içecek miyiz?” der. Bunun üzerine Hz. Ali, tebessüm ederek; “Sen onu yanlış okuyorsun.” diyerek doğrusunu izah
buyurur. O zaman göçebe adam, “Evet ey mü’minlerin emîri! Doğrusu senin dediğin gibidir. Allah Teâlâ kullarına asla zulmetmez.” der. Bu olay üzerine Hz. Ali orada bulunan Ebü’l-Esved ed-Düelî’ye “Son zamanlarda acemlerden (Arap olmayan) birçok kavim İslâm’a girmiştir. Bunlar Arap
dilini iyi bilmiyor. Bunun için sen okumada kolaylık olmak üzere bazı işaretler koy.” buyurur. O da Hz. Ali’nin bu tavsiyesine uyarak yazıya (üstün, esre, ötre) işaretlerini koyma usulünü getirir.
Harekelendirme ve noktalama çok daha eskiye dayanıyor. Anlamı tahrif etme değil
Harekelendirme ve noktalama çok daha eskiye dayanıyor. Anlamı tahrif etme değil
koruma ve Kitab'ı kolay okuma amacı taşıyor. Zaten orijinal okunması ezberle binlerce hafızla korunmuş.
Mezarcı'ya bir şey diyemiyorum aklı yerinde değil. Ama sağlıklı düşünenler anlasın.
Mezarcı'ya bir şey diyemiyorum aklı yerinde değil. Ama sağlıklı düşünenler anlasın.
Neyse akıl sahipleri istifade etsin artık.
Merhum Kadir Mısıroğlu üstada sormuşlardı Mezarcı'yı. Nasıl bilirdiniz aklı yerinde değil şimdi diye. O da ben hiç akıllı halini görmedim ki dedi :)
youtube.com
youtube.com
Loading suggestions...