Hasan Mert Kaya
Hasan Mert Kaya

@kayamerthasan_

30 Tweets 403 reads May 01, 2023
Büyük Bengal Kıtlığı
Hindistan’da 1757’den 1947’ye 60 milyon insanın ölümüne yol açan kıtlıkların sebebi sömürgecilerin acımasız toprak politikalarıydı.
Dünyanın en verimli topraklarında yaşayan milyonlarca insanın, açlıktan birbirlerini yemek zorunda kaldığı bir acı bu++
1757 'de başlayan kıtlık 1770'de Büyük Bengal Kıtlığı olarak adlandırılan faciaya dönüştü.
Bu insanlık felaketinin temel nedeni İngilizlerin pirinç, sebze ve diğer gerekli tahılların yetiştirildiği devasa tarım arazilerini zorla haşhaş ekimine çevirmesiydi.
Milyonlarca dönüm arazinin haşhaşa ekimine ayrılmasının nedeni afyon elde etmek ve afyonun Çin'e satılmasını sağlamaktı.
Diğer taraftan bu pis ticaret Çin halkını da zehirliyordu ve sonu da kanlı bitti: Afyon Savaşları çıktı. Batı'daki Sanayi Devrimi, Afyon'dan finanse edildi.
Haşhaş ve afyon yüzünden topraklarında yiyecek tahıl, sebze yetiştiremeyip ölen on milyonlarca Hintlinin hiç değeri yoktu! ''Kızılderililerden nefret ediyorum, onlar canavarca bir dine sahip canavar bir halk'' diyordu Churchill.
Churchill'in bu yaklaşımına çok da şaşırmamak lazım. Kongo'da kauçuk toplayan yüzbinlerce insanın elini kesen Belçikalılar gibi İngilizler de Hindistan'da 40.000 dokuma tezgâhı işçisinin baş parmaklarını kesmişlerdi. Bu vahşetin gerçekleştiği dönemde çıkan haberler yasaklandı.
Parmakları kesilen Hint dokuma işçilerinin durumunu anlatan bir kitap yazıldı. Yazarı İngilizdi. Bu kitap da İngiltere Dışişleri Bakanlığı tarafından ''zararlı yayın'' kapsamında değerlendirilip yasaklandı.
'Kronik yiyecek ve su, eğitim, temizlik ve tıbbi yardım eksikliği, iletişim araçlarının yokluğu ve bunca zaman sonra dahi köylerimizde hüküm sürdüğünü gördüğüm her yere yayılan depresyon ve umutsuzluk ruhu, İngiliz yönetiminin bize armağanı.
-Rabindranath Tagore (Hintli yazar)
'Hindistan'daki İngiliz yönetiminin tarihi tek bir olguda özetlenecek olursa, o da şudur: 1757'den 1947'ye kadar Hindistan'ın kişi başına düşen gelirinde hiçbir artış olmamıştır.'
Mike Davis (Tarihçi, yazar)
Churchill, Bengal'de milyonlarca insan açlıktan ölürken Britanya'da gıda stoklanmasını neden savunduğunu açıklarken, özel sekreterine "Hindular kötü bir ırktı" dedi.
-Madhusree Mukerjee- (Yazar, Aktivist)
190 yıllık yağma ve talan sırasında, Hindistan alt kıtası bir bütün olarak en az iki düzine büyük kıtlığa maruz kaldı ve bu kıtlık, milyonlarca Hinti topluca öldürdü.
Kıtlıklara 60 milyon insanın yenik düştüğü sömürgeci kayıtlarında yazıyor ama gerçek sayı asla bilinemez.
İngiliz sömürge analistleri, kıtlıklara yol açan düşen tarımsal üretimin nedeni olarak kuraklıkları gösterdi, ancak bu bir yalan. Çeşitli yerlerde savaşan,Afrika'yı sömürgeleştiren İngilizler, kıtlıklar sürerken sömürgeleri ve kendileri için Hindistan'dan tahıl ihraç ediyorlardı.
Kıtlıktan etkilenen bölgelerde, sadece zar gibi bir deriyle kaplı iskeletlere benzeyen insanlar, sokak köşelerinde toplanıyor ve milyonlar halinde ölüyordu. Dönemin yöneticilerin politikalarının neden olduğu bu korkunç trajedi olmayan kuraklıkla(!) göz ardı edilemez.
Sistematik nüfus azaltma politikası Kesin bir nüfus sayımı rakamı bulunmamakla birlikte; 1750 yılında Hindistan'ın nüfusu 155 milyona yakındı. 1947'de İngiliz sömürge yönetimi sona erdiğinde, bölünmemiş Hindistan'ın nüfusu 390 milyona yaklaştı.
Başka bir deyişle, bu 190 yıllık sömürgeci yağma ve organize kıtlıklar sırasında Hindistan'ın nüfusu 240 milyon arttı. 1947'den bu yana, sonraki 68 yıllık dönemde, Hindistan, Pakistan ve Bangladeş de dahil olmak üzere Hindistan alt kıtasının nüfusu 1,6 milyara yaklaştı.
Böylece, bağımsızlık sonrası Hint alt kıtasındaki yoksulluk ve ekonomik yozlaşmaya rağmen, bu 68 yıl boyunca nüfus neredeyse 1,2 milyar arttı. Kayıtlar, bağımsızlık sonrası dönemde, alt kıtanın toprakların bazı kısımlarında zaman zaman kısmi kuraklığa maruz kaldığını belirtir.
Ancak mutlak kıtlık olmadığını, yine de alt kıtada her yıl su eksikliği nedeniyle binlerce kişinin öldüğünü gösteriyor.Kalitesiz gıdalar, yetersiz gıda dağıtım sistemi ve yeterli / sağlıklı beslenme eksikliği. Hindistan'ın bitmeyen, hayatın olağan akışı haline gelen çilesiydi bu.
Şunu da belirtmek gerekir ki, sömürgecilerin botları Hindistan'a basmadan önce, kıtlıkların çok daha az sıklıkta, belki de yüzyılda bir meydana geldiği görülüyor. Sömürgeci yapımı bitmeyen kıtlıkların meydana gelmesi için hiçbir doğal sebep yoktu.
Bunlar, sömürge düzeninin Hindistan'ın nüfusunu azaltmak için acımasız bir yağma ve anons edilmemiş bir politika benimseyerek İmparatorluklarını güçlendirmeyi amaçlayan planlı kurgusuyla meydana geldi. Amaç Hindistan'ı kontrol etme maliyetini azalmaktı.
Örneğin, İngiliz Doğu Hindistan Şirketi'nin (Elizabeth I'in tüzüğüne göre HEIC, Onurlu Doğu Hindistan Şirketi) ilk kez 1757'de gelip çöreklendiği alt kıtanın doğu kesiminde bulunan Bengal örneğini ele alalım:
1774'te Londra Berkley Square konutunda Hindistan'ı yağmalamanın getirileriyle satın aldığı, afyonun vücudunda açtığı yaralardan ölen, yozlaşmış ve müzmin bağımlı Robert Clive liderliğindeki aç gözlü yağmacılar, Batı Hindistan'da kontrolü ele geçirmişti.
Bu toprakları oluşturan Bengal, Bangladeş, Bihar ve Odisha 1765'te Hindistan'ın dünya GSYİH'sının %25'ini temsil ediyor ve Çin'den sonra ikinci sırada geliyordu. İngiltere ise sadece %2'lik bir değere sahipti. Bengal, Hindistan eyaletlerinin o dönem en zenginiydi.
Robert Clive kukla bir yerel Hint idareciler ayarladı ve onlara bu kara düzenden para ödedi. Clive'in oluşturduğu bu düzenin çarkı bir asır kırılmadan sürdü. Halkın vergi paraları İngiliz kasasına girerken, Bengal ve Bihar'da milyonlarca insan açlıktan öldü.
1768'de Kraliyet Cemiyeti Üyesi yapılan ve İngiliz İmparatorluğu'nun şer merkezi Whitehall'ın yanında, Kabine Savaş Odası'nın yakınında heykeli bulunan Clive, İngiliz Parlamentosu tarafından suçlandığında savunmasında ibretlik sözler söyler:
"Plassey Zaferi'nin bana sağladığı durumu bir düşünün. Büyük bir Prens benim zevkime bağlı hale geldi; gösterişli bir şehir benim merhametime kaldı; en zengin bankacılar beni gülümsetmek için çok farklı tekliflerde bulunuyorlardı;
Tek başıma ve sadece bana açılan, her iki elim altınla dolu ve mücevherlerin üst üste yığılmış olduğu kasalardan geçtim ben! Gerçekten Sayın Başkan, şu anda kendi ölçülü duruşuma hayret ediyorum.''
Kibir ve şımarıklığın geldiği nokta işte tam da böyleydi.
Ancak, Clive tek sömürge yöneticisi değildi. Gelen valilerin hepsi yağma ve bunun sonucunda nüfus azalmasını planlıyordu.
1770'e gelindiğinde, Bengal'de ilk büyük kıtlık meydana geldiğinde, eyalet çekirdeğine kadar yağmalanmıştı. Sonrası tam bir korkuydu. John Fiske, American Philosopher in the Unseen World adlı kitabında Bengal kıtlığını şöyle tasvir etmiştir:
''1770'in boğucu yazı boyunca insanlar ölmeye devam etti. Çiftçiler sığırlarını sattılar; tarım aletlerini sattılar, tohumlarını yiyip bitirdiler.''
Gidişat bir süre sonra bununla kalmayacak, insanlar kendi ölülerini, birbirlerinin can çekişen çocuklarını yiyecekti.
Çaresiz insanlar oğullarını ve kızlarını sattılar, sonunda alıcı bulamayıncaya kadar; ağaçların yapraklarını ve tarladaki otları yediler. Sokaklar, ölenlerin rastgele yığınlarıyla dolmuştu. Defin işleri yeterince hızlı yapılamadı.
Halk, leş yiyicisi köpekler ve çakallar bile ceset yiyemeyecek hale geldiler.
İğrenç bir durumdu yaşanan ve çok sayıda parçalanmış, iltihaplı, mikrop saçan ceset sonunda insanların varlığını tehdit etti.
Salgın hastalıklar kapıdaydı artık.
Kıtlık oluşması için sebep var mıydı? İngilizler istemeseydi 'Hayır'. Bengal, bugün olduğu gibi, o zaman da yılda üç ürün hasat ediyordu. Suyun bol olduğu Ganj Ovası'nın deltası geniş ve bol ürün veriyordu. Kuraklık gelse bile, çıkan ürün yeterliydi.
Kıtlık zamanlarında, mahsul az ise, elde edilen tahıl, nüfusun beslenebilmesi için depolanır, kontrollü dağıtılır, durum 'idare' edilirdi. Ancak Clive ve onun ekibi tarafından gerçekleştirilen tahıl yağmalamaları buna izin vermedi.
Vicdansızca tahılları Bengal'den çekip aldılar ve yaşanan büyük kıtlıkta 10 milyon masum çaresizce can verdi. Clive'in gaddarlığı o zamanki Bengal nüfusunun üçte birini ortadan kaldırdı. Heykelleri dikilen bu kan emici vampirler aslında birer ruh emicilerdi.
Ünlü sanayi devriminin, Bengal'in her yerinde insanların öldüğü aynı yıl olan 1770'de başladığı gözden kaçırılmamalı.
Yaşanan 'başarının' arkasında kanlarına girilen, adları asla bilinemeyecek milyonlarca masumun canı var.
60 Bin Parmak Kesen ''Uygarlık''(!)
Hindistan halkına uygulanan zulüm sadece açlıkla sınırlı değildi. İngiltere'ye ait East India Company (Doğu Hindistan Şirketi) 60 Bin Hintli dokuma ustasının baş parmaklarını keserek onları tezgâhta dokuma yapamaz hale getirdi.
Yazar William Bolts, 1772 yılında yayınladığı ''Consideration on India Affairs'' adlı kitabında şu bilgiyi verir:
''Şirket, el tezgâhlarında çok kaliteli yerli kumaş imal eden Hintli ustaların baş parmaklarını keserek İngiliz makina dokuması tekstil sektörünün önünü açtı.''
1808 yılında ölen Almanya doğumlu İngiliz yazar William Bolts'un bu kitabı yayınladıktan hemen sonra titizlikle toplatıldı. Bolts, kitabında Doğu Hindistan Şirketi'nde edindiği tecrübeyi ve şahit olduğu parmak kesme olaylarını kaleme almıştı:
1808 yılında ölen Almanya doğumlu İngiliz yazar William Bolts'un bu kitabı yayınladıktan hemen sonra titizlikle toplatıldı. Bolts, kitabında Doğu Hindistan Şirketi'nde edindiği tecrübeyi ve şahit olduğu olayları kaleme almıştı. Hadiselerin birinci elden görgü tanığıydı Bolts.
Bu yıkıcı kıtlıkların düzenli aralıklarla meydana gelmesinin ve yıllarca sürmesine izin verilmesinin başlıca nedeni, Britanya İmparatorluğu'nun kolonilerini boşaltma politikasıydı. Bu kıtlıklar olmasaydı, Hindistan'ın nüfusu 20.yy'dan önce 1 milyar insana ulaşacaktı.
Boston Çay Partisi'nin Amerikan Devrimi'ni tetiklemesi 1773'te gerçekleşmişti. Boston Çay Partisi, Britanya'nın Amerika'daki günlerinin sayılı olduğunu fark etmesini sağladı ve İngiltere'yi Hindistan'ın yağmalanmasını organize etmeye daha da konsantre olmaya yöneltti.
Nüfus artışı bir felaket olarak görüldü. Daha büyük bir Hint nüfusu, daha fazla tüketim anlamına gelir ve İngilizleri daha fazla miktarda ganimetten mahrum ederdi. Aslında sorunla başa çıkmanın insani ve mantıklı yolu, Hindistan'ın tarımsal altyapısını geliştirmekti.
Ancak bu yalnızca Britanya'yı sömürgeci ve hayvani imparatorluğunu yönetmek için daha fazla para harcamaya zorlamakla kalmaz; aynı zamanda ''İngiliz Raja'' denilen iğrençlikten kurtulmak için ayağa kalkabilecek sağlıklı bir nüfus geliştirmek demekti. E bu da olamazdı!
Halka dayatılıp, yaşatılan Planlı / Kasıtlı / Organize büyük ve kıtlıklar, Hintlilerin sosyal yapısını ve omurgasını zayıflatmayı da başardı ve sömürgeci güçlere karşı isyanları daha az olası hale getirdi. İşte beyaz adamın insani sorumluluğu (White Men's Burden) buydu.
Emperyalistler, kıtlıkları sürdürmek ve böylece “dinsiz” ve “karanlık” Hintlilerin nüfusunu azaltmak için sistematik bir propaganda kampanyası başlattılar.
Parson Thomas Malthus adlı bir şarlatanı çıkarıp argümanlarını desteklediler.
Hiçbir bilimselliği olmayan "Nüfus İlkesi Üzerine Bir Deneme"siydi desteklenen. Malthus: ''Nüfusun azaltılmasını doğal ve gerekli bir süreç olarak gören “bilimsel teorisi'' ile yapılan katliamları meşrulaştırıyor, bilimin ve aklın gereği diyordu buna.
Fotodaki akbabalara bakın:
Malthus, Anglikan Kilisesi'nde görevlendirilmiş olmasına rağmen, Britanya İmparatorluğu onu, Asya'daki ticareti tekelleştiren, kıtanın geniş bölgelerini sömürgeleştiren İngiliz Doğu Hindistan Şirketi'nin ücretli bir "ekonomisti" yaptı.
Malthus, aynı zamanda en kötü sömürge suçlularından bazılarının toplandığı yer olan Haileybury ve Imperial Service College'la ilişkiliydi. Bu kolej, Britanya İmparatorluğu'nun Hindistan'daki kanlı politikalarının yaratıcılarının yetiştirildiği yerdi. Foto: Robert Clive
Haileybury'nin bazı önde gelen mezunları arasında Sir John Lawrence (1864-68 yılları arasında Hindistan Valisi) ve Sir Richard Temple (Bengal Valisi ve daha sonra Bombay Başkanlığı Valisi) bulunmaktaydı. Bu isimler Hindistan'ı Kraliçe I.Elizabeth'in bahçesi kılan isimlerdi.
Britanya serbest ticaretin gerekliliğini öven bir sürü başka “ekonomist” topladı. Serbest ticaret övgüsü, İmparatorluğun Hindistan'ı soykırıma uğratarak nüfusunu azaltmasında önemli bir rol oynadı. Aslında, serbest ticaret, Malthus'un nüfus kontrol madalyonun diğer yüzüydü...
1876'daki büyük kıtlık geldiğinde, İngiltere Hindistan'da bazı demiryolları inşa etmişti. Kıtlıklara karşı güvence olarak lanse edilen demiryolları, aslında tüccarlar tarafından tahıl stoklarını kuraklık çeken bölgelerden çekip, merkezi depolara taşımak için kullanıldı.
Sonuç olarak, kuraklık çeken bölgelerden tahıl ithal etmek ve felaketi daha da artırmak için sermaye artırıldı.
Tahıl fiyatlarının yükselişi olağanüstü hızlıydı ve tahıllar, fiyatlar daha da yükselene kadar depolarda saklanmak üzere en çok ihtiyaç duyulan yerlerden alındı.
O zamanlar, pek çok Hintli tarafından “kasap” olarak bilinen Kraliçe Victoria'nın favori şairi Lord Lytton Viceroy'du.
Kıtlık çeken nüfusu beslemek için tahıl stoklama çabalarına yürekten karşı çıktı çünkü bu, piyasa güçlerine müdahale demekti.
1876 sonbaharında, Hindistan'ın tarlaları ekinsizlikten kavrulurken; Lytton, Hindistan'ın Victoria İmparatoriçesi'ni ilan etmek için Delhi'deki muazzam İmparatorluk Meclisi'ni organize etmekle meşguldü. Adam Smith'in açık bir hayranı ve takipçisiydi.
Lytton kıtlık için, Smith'in kendisine ve diğer liberallere öğrettiklerini uyguluyordu. Smith'in 1770 kıtlığı sırasında devletin tahıl fiyatlarını düzenleme girişimlerine karşı verdiği emir, East India Company'nin Haileybury'deki kolejinde yıllarca öğretilmişti.
Lytton, "Hükümet tarafından gıda fiyatlarını düşürme amacıyla herhangi bir müdahalede bulunulmayacağı" yönünde katı emirler yayınladı ve "Hindistan Ofisine ve her iki tarafın politikacılarına gönderdiği mektuplarda müdahale taleplerini kınadı.
60 milyondan fazla Hintliyi öldüren zulmü tek tek açıklamak zor.
Bugün 1 Mayıs. Oğlunu beslemeye çalışan bu babayı, emeğinin, alnının teri ile çalışıp, topraklarında sömürülenleri unutmayalım.
Çok uzun bir seri oldu, sabırla okuduğunuz için teşekkür ederim.
V'esselam

Loading suggestions...