kostaki musurus
kostaki musurus

@kostakimusurus

25 Tweets Jan 10, 2026
"türkiyeli yeni nesil uydurma bir kavram mı?" veya "erken cumhuriyet dönemi'nde türkiyeli"
iddiaların aksine, "türkiyeli" mefhûmu yakın-tarihimize pek yabancı bi' kullanım değil. hattâ kullanımlar türkiye cumhuriyeti'nden dahâ eskiye gidiyor.
örneğin; tesbît ettiğim kadarıyla, bu kavramın ilk kullanılışı 1902 yılında yapılan bir mektûb tercümesinde karşımıza çıkıyor. «türkiyalı ermeni muhâcirler»den bahseden mektûb, özetle, bunların rus tâbiliğine geçtiklerini, rusya içlerine ve sibir'e gönderileceklerini söylüyor.
b. oran'ın "ilk kullanım" olarak ilân ettiği «mekâtib-i husûsiyye ta'lîmâtnâmesi» var bir de elimizde. bu sefer tarih 1915 olsa da 1923 yılında devlet tarafından tekrar basılıyor bu ta'lîmâtnâme.
1932 yılında, «hususi mektepler» hakkındaki bir gazete makalesinde bu ta'lîmâtnâmeye atıf da yapılır. yine aynı yıllardaki (1920-24) muhtelif belgelerde, ermeni ve rumlar kastedilerek, "türkiyeli" ifâdesinin kullanımı tesbît edilmiştir. m. subhi de «türkiyeli işçiler»den söz eder
3 nisan 1924 tarihinde kabûl edilen muhâmât kânûnuna göre, avukat olmak «türkiyeli olmak» ile mukayyeddir. şu ân yürürlükte bulunan kânûnda ise bu şart, «türkiye cumhuriyeti vatandaşı olmak» şeklinde.
b. oran, bu kavramın 1924'ten sonra kesildiğini söylese de 1928 yılında bi'z-zât m. kemâl tarafından tekrar zikredilir: t.co
pekî m. kemâl'in kullanımları bununla sınırlı mıdır? elbette hayır. tbmm re'îsi unvânıyla mustafâ kemâl paşa, don louis de bourbon’a 24 ocak 1922 tarihinde gönderdiği mektupta, «amerika amerikalılarındır» anlayışına atfen, «türkiye, türkiyelilerindir» demiştir.
kezâ yine mustafâ kemâl, frunze’nin nutkuna cevâb verdiği konuşmasında «emperyalizmin en şiddetli taarruzlarına hedef olan türkiye ve türkiyeliler» demiştir. ayrıca, bu ifâdeyi kendi el yazısı ile düzenlediği anayasa taslağında 4 kez kullanmaktadır.
sözgelimi bu taslakta 12. madde şöyledir: «türkiye’de ahval-i fevkalade müstesna olmak üzere, türkiyeliler için seyr ü sefer serbesttir.» - akt. b. oran
bu kullanım, halk fırkası'nın ilk nizâmnâmesine dâir tartışmalar sürerken basına da yansımıştır. - akt. f. alpkaya. muhâlifleri, ikinci grup, destekleyen basının da benzer bir kullanımı vardır. - akt. a. demirel
gelelim 1924 anayasasına: 24 anayasası’nda bulunan «din ve ırk fark etmeksizin vatandaşlık itibâriyle (türk) ıtlâk olunur» beyânı, en azından ilkesel olarak, teritoryal bir kimlik tanımını ifâde etmektedir.
–ki imparatorluk bakiyyesi bir devlette teritoryal temele dayandırılması da zarûrîdir. 61 ve 82 anayasaları ise etnisite ile vatandaşlık kimliklerini tamamen birleştirmiştir. bu beyânlar arasındaki farklılık, 24 anayasası hazırlanırken yaşanan bir tartışmanın sonucudur.
20 nisan 1924 tarihli meclis oturumunda anayasa maddeleri tartışılırken sıra 88. maddeye gelir. Bu maddeye dâ'ir ilk teklîf şu şekildedir: «türkiye ahâlîsine dîn ve ırk farkı olmaksızın (türk) ıtlâk olunur.
[...] türklüğü ihtiyâr eden veyâhûd vatandaşlık kânûnu mûcibince türklüğe kabûl olunan herkes türkdür. türklük sıfâtı kânûnen mu'ayyen olan ahvâlde izâa edilir.» bu maddeye ilk i'tirâz eskişehir meb'ûsu abdullah azmi efendi’den gelmektedir.
maddenin tâbi'iyyet mi yoksa milliyet mi ifâde ettiğini sorgulayan abdullah azmi, anayasa komisyonu başkanı celâl nuri'den «tâbi'iyyetdir» cevâbını alır. abdullah azmi efendi; devâmında maddeye “tâbi'iyyet” kelimesinin eklenmesini ister.
yozgat meb'ûsu ahmet hamdi Bey ise şu maddeyi kısaltarak şu takriri meclis’e sunar: «türkiye ahâlîsinden olup türk harsini kabûl edenlere türk ıtlâk olunur.» 'türk harsi' ya'nî türk kültürünü kabûl etme bahsi burada nazar-ı dikkati celbediyor.
bu takrîr celâl nuri tarafından «etnografya i'tibâriyle milliyet tesbît etmiyoruz» şeklinde i'tirâz görür. celâl nuri, “hars” kelimesine karşı çıkar. ona göre; gayrimüslim ekaliyetlere mensûb türk teb'ası, müslümânların istifâde ettiği haklardan istifâde etmelidir.
bu yüzden «hars gibi bir kelimeyi buraya koymaya imkân yoktur.» Bu sırada tartışmaya dahil olan hamdullah suphi, farklı bir perspektif getirir.
«türkiye’de yaşayan herkese türk demek bir emel olabilir, ancak iş yerlerindeki rum ve ermenileri çıkartmak istediklerinde ‘kânûna göre (...) onlar türk’tür’ denilirse ne yapacağız?» diyerek türk sıfatının kayıtsız koşulsuz herkese verilmesini sorgular hamdullah suphi.
devâmında celâl nuri bey, “osmânlı” kimliğini kaldırdıklarını ve yerine türk cumhuriyeti’nin kâ'im olduğunu söyler. «fakat topraklarımızda hâlâ rumlar, ermeniler, yahudiler yaşamaktadır, bunlara ne diyeceğiz?» sorusunu yönelttiğinde meclis'ten şu sesler gelir: «türkiyeli»
celâl nuri bey ise, kısmen sivil milliyetçi bir anlayışla, siyasî-hukukî bir türk tanımını savunur, türk-türkiyeli ayrımını gereksiz ve yapay bulur. zîrâ ona göre ikisi de aynı şeyi ifâde etmektedir.
bu tanımı kendi kitâbında da savunur, «aslen anglo-sakson olmayan ve dahâ dün ingiliz tâbi'iyyetine kabûl olunan bir siyâhî, bir çinli ya da bir lapon resmen ingiliz’dir.»
bu tartışmanın sonunda ceclis’e 88. Maddeye dâ'ir 3 adet takrîr sunulur. dersim meb'ûsu feridun fikri, maddeye “tâbi'iyyet nokta-i nazarından” eklenilmesini teklîf eder.
konya meb'ûsu naim hâzım’ın teklifi ise daha ilginçtir, maddedeki "türk" ifâdesi yerine "türkiyeli" yazılmasını, diğer maddelerin de buna göre düzenlenmesini teklîf etmiştir.
hamdullah suphi maddenin şöyle düzenlenmesini ister: «türkiye ahâlîsine dîn ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık i'tibâriyle (türk) ıtlâk olunur.» netîcede hamdullah suphi’nin teklîfi kabûl edilir.

Loading suggestions...