2-"Ben ki saçları ağarmış, ömrünün son demlerinde, türlü hastalıkların yıktığı ve üzerinde zamanın belâlarının estiği biriyim! Tek isteğim, benim gibi Müslümanların zaaf ve aczinden müteessir olanların yazmasıdır!"
diyordu ümmete yazdığı mektupta.
diyordu ümmete yazdığı mektupta.
3- Onca aldırışsızlığa rağmen yine de 'ümmet' diye bir kavramın varlığını özümseyerek yazabilmişti bu satırları..
Ne var ki heyhat! Ne o günlerde ne de bugün seslendiği ümmetin muhayyel bir şahsiyetten ibaret oluşu gerçeği değişmedi.
Ne var ki heyhat! Ne o günlerde ne de bugün seslendiği ümmetin muhayyel bir şahsiyetten ibaret oluşu gerçeği değişmedi.
4- Ve bu acı haykırış o gün de karşılıksız kaldı bugün de. Bunun böyle olacağını bildiğinden olmalı ki şöyle devam etmişti mektubuna:
"Siz ey Müslümanlar!
Suskun ve aciz, helâk olmuş ölüler! Hâlâ kalpleriniz sızlamıyor mu, başımıza gelen bu acı felâketler karşısında?"
"Siz ey Müslümanlar!
Suskun ve aciz, helâk olmuş ölüler! Hâlâ kalpleriniz sızlamıyor mu, başımıza gelen bu acı felâketler karşısında?"
5- "Bir halk yok mu? Hiç mi kimse yok, Allah için ve ümmetin namusu için kızacak? Şerefli direnişçilerken, bizleri katil teröristler olarak ilan edenlere karşı duracak!"
Yüreklerimizi dağlayan ve başımızı öne eğdiren şu cümleler...
Yüreklerimizi dağlayan ve başımızı öne eğdiren şu cümleler...
6- Bundan daha ağırı şöyle yer bulmuştu Ahmed Yasin'in kaleminde:
"Bu ümmet utanmaz mı, şerefi çiğnenirken?
Omuzlarımıza el verecek ve gözyaşlarımızı silecek bir bakış! Bu ümmetin kurumları, sivil güçleri, partileri, teşkilâtları ve bariz şahsiyetleri, Allah için kızmaz mı?
"Bu ümmet utanmaz mı, şerefi çiğnenirken?
Omuzlarımıza el verecek ve gözyaşlarımızı silecek bir bakış! Bu ümmetin kurumları, sivil güçleri, partileri, teşkilâtları ve bariz şahsiyetleri, Allah için kızmaz mı?
7- Ve mektubun en can alıcı kısmı sonlarıydı... Yaşadığımız bu acziyeti; bir diğer tabirle suspus olmuş bu ümmeti şu cümlelerle Rabbine şikâyet ederek ayrılmıştı bu dünyadan:
"Gücümün azlığını, imkânımın yetersizliğini ve insanlara karşı zaafımı sana şikâyet ediyorum.
"Gücümün azlığını, imkânımın yetersizliğini ve insanlara karşı zaafımı sana şikâyet ediyorum.
8- "Sen mustazafların Rabbisin... Sen bizim Rabbimizsin... Bizi kime bırakıyorsun? Bize cehennem olacak uzaklara mı? Veya düşmana mı?
Allah'ım! Akıtılan kanlar, dokunulan ırzlar, çiğnenen hürmetler, yetim bırakılan çocuklar, oğlunu yitirmiş anneler, dul kalmış kadınlar,
Allah'ım! Akıtılan kanlar, dokunulan ırzlar, çiğnenen hürmetler, yetim bırakılan çocuklar, oğlunu yitirmiş anneler, dul kalmış kadınlar,
9- yıkılmış evler ve ifsad edilmiş ekinler aşkına sana şikâyette bulunuyorum, sana şikâyette bulunuyorum!"
İşte böyleydi Filistin'in öyküsü... Yıllar geçse de değişen pek bir şey olmadı. Siyonizm'in ana merkeziyle savaşan bir avuç mücâhide yine gereken desteği veremedik.
İşte böyleydi Filistin'in öyküsü... Yıllar geçse de değişen pek bir şey olmadı. Siyonizm'in ana merkeziyle savaşan bir avuç mücâhide yine gereken desteği veremedik.
10- Şeyh Ahmed Yasin en azından yazmamızı istemişti bizden. Ümmetin bu zaafından; içine düştüğümüz bu zilletten; ağlanası bu suskunluktan şikâyetimizi yazmamızı.
Bunu da yapamaz mıydık? Şimdi soralım kendimize: Ne kadar gündem yapabildik Kudüs davasını? Ne denli sahiplenebildik?
Bunu da yapamaz mıydık? Şimdi soralım kendimize: Ne kadar gündem yapabildik Kudüs davasını? Ne denli sahiplenebildik?
Loading suggestions...